İçeriğe geç

Allah’ın isimlerinden El ne demek ?

Allah’ın İsimlerinden “El” Ne Demek? Güç, İktidar ve Toplumsal Düzen

Beyazdunya ziyaretçileri için hazırlanan bu yazı, Allah’ın isimlerinden El ne demek konusuna netlik kazandırmayı amaçlıyor.

Güç ilişkilerinin gündelik hayatımızı nasıl şekillendirdiğini düşündüğümüzde, siyasetin yalnızca parlamentolarda, seçim meydanlarında ya da devlet kurumlarında yaşanmadığını fark ederiz. Kim karar veriyor? Kimin sözü bağlayıcı kabul ediliyor? Bir iktidar neden meşru görülüyor ve hangi noktada sorgulanmaya başlanıyor? Bu sorular, insan topluluklarının düzen arayışının merkezinde duruyor.

Tam da bu noktada, Allah’ın isimlerinden “El” ifadesi üzerine düşünmek ilginç bir siyasal ve toplumsal perspektif açabilir. Ancak önce önemli bir ayrım yapmak gerekir: “El”, tek başına Allah’ın müstakil bir ismi olarak değil, Arapçada belirli isimlerin başında bulunan “el-” takısı olarak karşımıza çıkar. “El-Melik”, “El-Hakem”, “El-Adl”, “El-Kadir” gibi Esmaül Hüsna örneklerinde bu yapı, ismi belirli ve tanımlı hâle getirir.

Dolayısıyla “El”i doğrudan “Allah’ın bir ismi” şeklinde yorumlamak yerine, Allah’ın isimlerinde belirginlik ve nitelik bildiren dilsel bir unsur olarak değerlendirmek daha doğru olur.

“El” Takısı ve Allah’ın İsimleri

Arapçada “el-” takısı, Türkçedeki “belirli olan” anlamına yaklaşan bir işlev taşır. Örneğin “El-Melik”, “Hükümranlık sahibi olan” veya “Mutlak hükümdar” anlamıyla Allah’ın egemenliğine işaret eder.

Burada siyaset bilimi açısından dikkat çekici olan kavram iktidardır. İnsan siyasetinde iktidar, belirli kurumlar, yasalar ve aktörler arasında dağılır. Monarşilerde hükümdar, cumhuriyetlerde seçilmiş temsilciler, bürokrasilerde kurumlar ve modern devletlerde hukuk düzeni iktidarın farklı biçimlerini temsil eder.

Fakat “El-Melik” gibi ilahî isimler söz konusu olduğunda dünyevî iktidarla ilahî hükümranlığı birbirine eşitlemek doğru değildir. İnsan iktidarı sınırlıdır; Allah’ın mutlak kudreti ise İslami inanç açısından insan siyasetinin ötesindedir.

El-Melik ve Siyasal İktidarın Sınırları

“El-Melik” kavramı, siyasal iktidar üzerine düşündüğümüzde güçlü bir soru ortaya çıkarır: İktidar gerçekten kime aittir?

Modern demokrasilerde egemenliğin kaynağı halk olarak kabul edilir. Seçimler, parlamentolar, anayasal kurumlar ve hukuk, iktidarın kullanılmasını sınırlandırmayı amaçlar. Bu sistemlerde yöneticilerin meşruiyeti, yalnızca güç sahibi olmalarından değil, belirli kurallara ve yurttaşların onayına dayanmalarından kaynaklanır.

İslam düşüncesinde ise Allah’ın mutlak hâkimiyeti fikri, insanın sınırsız bir egemenlik iddiasını problemli hâle getirir. Bu açıdan “El-Melik” yalnızca metafizik bir kavram değil, insanın kendi siyasal gücünü mutlaklaştırmasına karşı ahlaki bir sınır fikri olarak da okunabilir.

Bugün bir liderin seçim kazanması ona her istediğini yapma hakkı verir mi? Bir parlamento çoğunluğu, temel hakları sınırsız biçimde değiştirebilir mi? Çoğunluk desteği, her siyasal kararın otomatik olarak adil olduğu anlamına gelir mi?

Bence bu soruların önemi tam da burada ortaya çıkıyor: meşruiyet, yalnızca çoğunluğun sayısından ibaret değildir.

El-Adl: Adalet ve Kurumsal Düzen

Allah’ın isimleri arasında yer alan “El-Adl” ise adalet fikrini öne çıkarır. Siyasal düzende adalet, yalnızca mahkemelerin varlığıyla değil; kaynakların paylaşımı, fırsat eşitliği, hukuk önünde eşitlik ve devlet gücünün sınırlandırılmasıyla ilgilidir.

Modern anayasal demokrasilerde kuvvetler ayrılığı, bağımsız yargı ve temel haklar gibi mekanizmaların amacı da iktidarın keyfîleşmesini önlemektir.

Burada ilahî adalet fikri ile siyasal kurumlar arasında doğrudan bir özdeşlik kurmak yerine, ikisi arasındaki düşünsel ilişkiyi sorgulamak daha verimli olabilir. Çünkü kurumların adil olması, onları kuran insanların daima adil davranacağı anlamına gelmez.

İktidarın İdeolojiye Dönüşmesi

Siyaset tarihinde iktidarın kendisini mutlaklaştırdığı birçok örnek bulunuyor. Milliyetçilik, faşizm, komünizm, liberalizm veya dinî siyaset gibi farklı ideolojik geleneklerin her biri, farklı dönemlerde iktidarın nasıl örgütlenmesi gerektiğine ilişkin iddialar ortaya koydu.

Buradaki temel tehlike ise herhangi bir ideolojinin kendi siyasal projesini sorgulanamaz hâle getirmesidir.

Bir toplum “biz doğruyu temsil ediyoruz” dediğinde, karşısındaki yurttaşların haklarını ne ölçüde koruyor? Devlet, ideolojik bir hedef uğruna bireysel özgürlükleri ne kadar sınırlayabilir?

Bu sorular, “El-Melik” fikrinin insan iktidarına ilişkin sınırlandırıcı yorumunu yeniden düşündürüyor. İnsanların yönettiği hiçbir siyasal düzen mutlak değildir.

Yurttaşlık, Demokrasi ve Katılım

Demokrasinin en önemli unsurlarından biri katılımdır. Yurttaş yalnızca dört veya beş yılda bir oy kullanan kişi değildir. Örgütlenmek, eleştirmek, protesto etmek, kamusal tartışmaya katılmak ve iktidarı denetlemek de yurttaşlığın parçalarıdır.

Bu noktada dinî kavramlarla demokrasi arasında basit bir “uyumlu” veya “uyumsuz” ikiliği kurmak yerine, güç ve sorumluluk ilişkisini tartışmak daha anlamlıdır.

Allah’ın mutlak hâkimiyetine inanan bir insan, kendi siyasal gücünün geçici ve sınırlı olduğunu nasıl düşünür? Demokratik bir yurttaş ise sahip olduğu çoğunluk gücünü azınlıkların hakları karşısında nasıl kullanmalıdır?

Bu iki soru birbirinden tamamen kopuk olmayabilir.

Karşılaştırmalı Bir Bakış: Güç Kime Ait?

Birleşik Krallık’taki anayasal monarşi, ABD’deki başkanlık sistemi, parlamenter demokrasiler ve otoriter yönetimler birbirinden oldukça farklıdır. Fakat hepsinin ortak bir problemi vardır: Güç nasıl sınırlandırılacak?

Demokratik sistemlerin başarısı yalnızca seçim yapabilmelerine değil, iktidarın seçim sonrasında da denetlenebilmesine bağlıdır. Kurumların bağımsızlığı, özgür basın, sivil toplum ve güçlü yurttaşlık kültürü bu nedenle önemlidir.

“El-Melik” kavramından hareketle bakıldığında ise daha temel bir soru ortaya çıkar: İnsanların geçici siyasal iktidarlarını mutlaklaştırmaları hangi noktada meşruiyet krizine dönüşür?

Sonuç: “El”den İktidarın Sınırlarına

Allah’ın isimlerinde geçen “el-” takısı, tek başına belirli bir ilahî sıfatı ifade etmez; “El-Melik”, “El-Adl”, “El-Hakem” ve benzeri isimleri belirginleştiren dilsel bir unsurdur. Fakat bu isimlerin anlamları üzerinden siyaset, iktidar ve toplumsal düzen üzerine güçlü sorular üretmek mümkündür.

Belki de en önemli soru şudur: İktidar sahibi olmak, haklı olmak anlamına gelir mi?

Demokratik siyaset bu soruya “hayır” diyebilmek için kurumlar inşa eder. İslam düşüncesindeki ilahî hükümranlık anlayışı da insan gücünün mutlak olmadığını hatırlatan bir çerçeve sunabilir.

Sonuçta ister devlet başkanını, ister parlamentoyu, ister çoğunluğu isterse herhangi bir ideolojiyi konuşalım, siyasal düzenin temel sınavı değişmiyor: Gücü kullananları kim denetleyecek, yurttaşların haklarını kim koruyacak ve meşruiyet hangi ölçütlerle belirlenecek?

Belki de “El-Melik” üzerine düşünmenin modern siyaset açısından en çarpıcı tarafı budur: Hiçbir insanî iktidarın kendisini mutlaklaştırmasına izin vermemek.

“El” açıklamasını daha netleştir

Demokrasi bölümünü derinleştir

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort https://elexbett.net/ betexper.xyz
https://forumteknogirisim.com https://findybus.com.tr https://vienteknoloji.com.tr Sitemap