Kitabın Hangi Basım Yılı Nerede Yazar?
Kitapların arasında kaybolmak… Bazen, bir sayfa çevirirken zamanın nasıl geçtiğini bile anlamıyorsun. O kadar içine dalıyorsun ki, çevrendeki her şey siliniyor, sadece kelimeler ve hikâyenin akışı kalıyor. Ama bir kitabı alıp okumaya başlarken, her şeyin bir hikâyesi vardır, değil mi? Basım yılı, yazıldığı yer, hatta yazarının adı bile o kitabın bir parçasıdır. Ama kitaba dair hissettiklerim, her zaman basım yılına ve nerede yazıldığına göre değişir.
İlk Kez Kitapçıda
Geçen hafta Kayseri’deki küçük bir kitapçıya gitmiştim. Hava biraz soğuktu, ama içeri girdiğimde kitapların arasında sıcacık bir huzur vardı. Her bir kitabın kapağındaki o toprak rengi, eski yazı tipleri, bazen kaybolmuş bir arzu gibi görünüyordu. Kitapların arasında dolaşırken, fark ettiğim şeylerden biri, her kitabın bana bir şeyler anlatmaya çalışmasıydı. İşte o anda gözüm, bir kitabın köşesinde yazan basım yılına takıldı. 1997, İstanbul… Yazarın adı da ünlüydü. Çocukken annem bana bu yazarı okutmaktan bahsetmişti, ama ben o zamanlar ne yazık ki pek ilgilenmemiştim. Hâlâ hatırlıyorum, “Neden hala bu kadar eski?” diye düşünmüştüm.
O kitabı elime aldığımda hissettiğim duyguyu tarif etmek zor. Bilmiyorum, ama o eski yazıların, basımın neredeyse sararmış sayfalarının arasında kaybolan bir zaman vardı. Geçmişe bir yolculuğa çıkıyordum ve bu yolculuk bana kaybolmuş hislerimi hatırlatıyordu. Kitabın hangi basım yılı nerede yazdığına takılmadan, sadece başını çevirdiğinde hikâyenin içine dalmaya başladım. O eski kitap, bana zamanın nasıl geçip gittiğini, kaybolmuş anıları hatırlattı.
O Kitapla İlk Tanışmam
Bursa’daki bir kafede, o eski kitapla ilk defa tanıştım. Kitapçıyı terk ettikten sonra, bir süre daha kitapları inceledim, ama sonunda sadece o bir tane eski basımı alıp eve döndüm. Evin salonundaki eski kanepeye oturup, çayımla birlikte okumaya başladım. Sayfalar arasında ilerledikçe, 1997 basımının ve İstanbul yazısının ne kadar anlamlı olduğunu fark etmeye başladım. O yılların yazarı, şimdi bir ikon haline gelmişti ama o zamanlar kimse onu bilmiyordu. O kitabın basım yılına, yazarına, nerede yazıldığına takılmadan, onun kaleminin gücüne teslim oldum.
Ama kitaptaki her yeni cümleyle birlikte, yıllar önce bu hikâyenin nasıl yazıldığını ve yayımlandığını düşündüm. 1997… O dönem, hayatın ne kadar farklı olduğuna dair kafamda sorular oluştu. O kadar çok zaman geçmişti ki, bu kitap bana adeta bir zaman makinesi gibi geldi. Yazarın yaşadığı dönemi anlamaya başladım. O yıllarda insanlar ne düşünüyordu? Teknoloji bugünkü gibi hızlı değildi, sosyal medya yoktu ve dünyada her şey çok daha yavaş ilerliyordu. Ama yazının gücü, her şeyi değiştirebilirdi.
Kitabın hangi basım yılı nerede yazıldığı, bana farklı bir bakış açısı sundu. 1997, İstanbul… Bu bilgiler, yazarın o dönemdeki düşünsel ve kültürel ortamını daha iyi anlamamı sağladı. Kitap, sadece bir hikâye değil, bir dönemin de tanığıydı. Bir yazarın kalemi, sadece o dönemin düşüncelerini değil, aynı zamanda toplumsal yapısını, insanın içsel dünyasını da yansıtır. Kitapla ilgili hissettiklerim, sadece hikâyenin büyüsünden değil, geçmişin bir parçasına dokunmamdan kaynaklanıyordu.
Hayal Kırıklığı ve Yeniden Başlamak
Ama bir yerden sonra, kitabın içinde kaybolmaya başlarken, hayal kırıklığına uğradım. Bir şeyler eksikti. Kitabın ilk sayfalarını çevirdiğimde yaşadığım heyecan kaybolmuştu. O eski sayfalar, beni ilk başta içine çekerken, şimdi beni biraz itiyordu. 1997’deki o zamanın içine girmeye çalışırken, bir noktada anlamadığım bir boşluk vardı. O kadar fazla eski düşünce vardı ki, her şey modern dünyada biraz giydirilmiş gibi duruyordu. Hani bazen bir kitap okursun ve o anda eski bir zaman diliminde kaybolmak istersin ama sonra fark edersin ki, orada yaşadığın hiçbir şey senin gerçekliğin değil.
Bu kitap bana geçmişi gösterdi ama tam olarak ne hissettiğimi bilmiyordum. Beni çok derinden etkilemişti ama aynı zamanda bir yabancı gibi de hissettirdi. Yıllar geçmişti, ben büyümüştüm, ama kitabın eski basımı bana, geçmişle ilgili ne kadar az şey bildiğimi hatırlattı.
Sonuç: Geçmişin Gölgesinde
İşte böyle, kitabın basım yılı ve nerede yazıldığı konusunu düşünmek bana, bazen geriye gitmenin, geçmişi anlamanın önemini hatırlatıyor. Ama aynı zamanda da ne kadar değiştiğimizi… Kitap, geçmişin sesini duymama yardımcı olurken, aynı zamanda geleceğe dair umutlarımı sorgulamama neden oldu. Yani, her kitabın basım yılı nerede yazıldığını merak etmek bazen bizi başka yerlere götürse de, bence asıl önemli olan o kitaptan aldığımız duygular ve düşünceler.
Kitapların yıllara, basım yerlerine bağlı kalmadan bizi nasıl etkileyebileceğini görmek, bana umut veriyor. Her kitap, aslında bir yolculuktur; bazen geçmişe, bazen de geleceğe. Ne kadar eski olsa da, biz okumaya başladığımızda zaman durur ve sadece o anı yaşarız.